25 Haziran 2012 Pazartesi

Canlılık tesadüfler sonucu var olmamıştır



O'nun bize verdiklerinden ilk akla gelenleri şöyle bir düşünelim… Hayatımızı sürdürebilmemiz için özel yaratılmış, tüm detaylarıyla ince ince planlanmış bir dünyada yaşıyoruz. Ne var ki bizler bu düzeni sağlamak için hiçbir şey yapmadık. Bizim bu konuda hiçbir katkımız olmadı; ne Güneş’in Dünya’ya uzaklığını biz ayarladık, ne de Dünya’nın hiç durmaksızın dönmesini… Ne Dünya’nın ısınması için Güneş’in yeryüzüne ışınlar yollaması gerektiğini biz düşündük, ne de bu ışınların vesile olduğu besin, su ve azot döngüsünü biz planladık… Yaşamımızı sürdürebilmek için her an nefes alabilmeyi, kalbimizin hiç durmadan atışını, her nefeste oksijen solumayı da biz sağlamadık. Bizler tüm bunları hesaplamadığımız gibi, yaşamamız için gerekli olan daha milyarlarca detayın hiçbirini kendiliğimizden oluşturmadık. Biz yalnızca bir gün gözümüzü açtık ve kendimizi sayısız nimet içerisinde bulduk. İşte bu nimetleri yaratan ve rahat yaşayabilmemiz için bizlerin hizmetine sunan Yüce varlık, Allah’tan başkası değildir.
O halde biz insanlara düşen, kendisinin ve her şeyin Yaratıcısı olan Allah'ı bilmek ve O'na şükredici olmaktır.
Allah'ın varlığı ise tüm delilleriyle ortadadır. Nitekim evrende ve canlılarda gözlemlenen Yaratılış, ancak yüksek bir aklın sonucu olarak ortaya çıkabilir ve bu, hiç şüphe yok, apaçık bir gerçektir.
çiçek bahçesi
Bu gerçekle yüzleşen vicdan sahibi bir insan, kendisini ve tüm evreni yaratanın Yüce Allah olduğunu hemen anlayacak, sahip olduğu nimetlere rastgele tesadüfler sonucu değil, Allah’ın lütfuyla ulaştığını kavrayacak, gönülden O’na yönelip dönecektir.
Nitekim eline bir kitap alan insan dahi, onun bir yazar tarafından belli bir amaç çerçevesinde yazıldığını bilir. Bu kitabın tesadüfen ortaya çıktığı aklının ucundan dahi geçmez. Ya da bir heykele bakan insan, onun bir sanatçı tarafından yapıldığından hiçbir şüphe duymaz. Dahası, sayısız sanat eserinin kendi kendine oluştuğunu düşünmek bir yana, üst üste duran iki-üç tuğlayı bile mutlaka planlı bir hareketle bu şekle getiren biri olduğunu kimse inkar etmez. Dolayısıyla küçük ya da büyük, bir düzenin olduğu her yerde, mutlaka bu düzenin bir kurucusunun ve koruyucusunun olması gerektiğini anlar.
Buradan yola çıkarak düşünüldüğü takdirde kolayca görülecektir ki, bedenimizden başlayıp, akıl almaz büyüklükteki evrenin en uç noktalarına kadar var olan tüm varlıkların ve dengelerin de bir kurucusu ve yaratıcısı vardır ve bu, reddedilemez bir gerçektir. Bu Yaratıcı, her şeyi en ince detaylarına varıncaya kadar, düzenleyip meydana getiren, her şeyin Kendisi’nden varlık bulduğu, Kendi varlığı ise ezeli ve ebedi olan Yüce Allah’tır.

Bilim dışı bir safsata: Evrim teorisi



Yüce Allah'ın varlığı ve tüm canlıların O'nun tarafından yaratıldığı gerçeği, 19. yüzyıla kadar insanlığın büyük bir çoğunluğu tarafından kabul ediliyordu. Ancak 19. yüzyılın ortasında Charles Darwin isimli amatör bir doğa araştırmacısı, hayatın tek bir hücrenin tesadüfen oluşmasıyla başladığını ve bu hücrenin zaman içinde tesadüfler sonucu gelişmesiyle bugünkü canlılar aleminin oluştuğunu iddia etti. Bu teori, ortaya atılır atılmaz bazı din dışı ideolojileri savunan çevrelerin ilgi odağı oldu, çünkü bu sapkın fikir ateizme sözde bilimsel bir temel sağlamıştı. Ne var ki Darwin DNA'nın varlığından bile habersizdi. O tarihte genetik, biomatematik, mikrobiyoloji, paleontoloji, biyokimya, biyofizik gibi bilim dalları bilinmiyordu. Dolayısıyla evrim teorisi tam bir cehalet ortamında gelişmişti. Gelişen teknoloji, modern tıp ve biyoloji insan vücudundaki sırları çözdükçe evrim teorisinin tam bir aldatmaca olduğu anlaşıldı. Özellikle de on binlerce farklı canlı türüne ait milyonlarca fosil örneğinin ortaya çıkarılması, bu sahte teoriye en büyük darbeyi vurdu. Dünyanın çeşitli bölgelerinde elde edilmiş yüz milyonlarca fosil, canlılığın aniden, kompleks yapısıyla, eksiksiz olarak var olduğunu ve milyonlarca yıl boyunca hiçbir değişikliğe uğramadığını gösterdi.
Canlıların aşama aşama oluştuğunu, yani evrim geçirdiğini gösteren tek bir fosil dahi yoktur. 150 yılı aşkın süredir, dünyanın dört bir yanında yapılan kazılarda elde edilen fosil kayıtları, balıkların hep balık, böceklerin hep böcek, kuşların hep kuş, sürüngenlerin hep sürüngen olduğunu ispatlamıştır. Canlı türleri arasında bir geçiş olduğunu, örneğin balıkların sürüngenlere, sürüngenlerin kuşlara dönüştüğünü gösteren tek bir fosil görülmemiştir. Kısacası fosil kayıtları, evrim teorisinin temel iddiası olan, türlerin uzun süreçler içinde değişimlere uğrayarak birbirinden türediği iddiasını kesin olarak çürütmüştür.
Canlılık, hayatın yapıtaşı olan proteinden, onun en üst düzeyi olan insan bedenine kadar, sayısı sonsuza yakın hassas denge üzerine kuruludur. Bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmeyen evrim teorisi ise, tüm bu dengelerin bir bilinç olmadan nasıl kurulduğu ve korunduğu sorusuna, "tesadüf"ten başka bir açıklama getirememektedir. Oysa söz konusu dengeler o denli hassas ve sayı olarak da o kadar çokturlar ki, bunların "tesadüfen" oluştuklarını ileri sürmek, hiçbir şekilde akıl ve sağduyu ile bağdaşmamaktadır. Canlılığı oluşturan milyonlarca faktörden yalnızca birisinin, örneğin canlı hücrelerinin temel malzemesi olan proteinin "tesadüfen" oluşma ihtimali, kesinlikle sıfırdır.

Allah'ın Varlığının delilleri tüm evreni kuşatmaktadır


İçinde yaşadığımız uçsuz bucaksız evrende olağanüstü bir ahenk ve denge vardır. Gözümüzü çevirdiğimiz her yer Allah’ın yaratma sanatının benzersiz tecellileriyle doludur. Yeryüzündeki tüm hassas yapı ve dengeler, Rabbimizin sonsuz güç ve kudretinin apaçık bir göstergesidir. Hiç şüphe yok bu noktada insana düşen, Allah’ın tüm bu kusursuz düzeni insan yaşamına en uygun şekilde yarattığını fark etmek, bu gerçek üzerinde düşünmek, samimi bir kalple Allah’a yönelmek ve yalnızca O’na kulluk etmektir.

Evrendeki çok sayıdaki irili ufaklı gezegenin her biri büyük bir düzenin kritik önem taşıyan parçalarını oluşturur. Hiçbirinin ne uzaydaki konumları, ne de hareketleri gelişigüzel değildir; tam tersine bildiğimiz bilmediğimiz sayısız detaylarıyla özel olarak ayarlanmış, belli bir amaç üzerine yaratılmışlardır. Nitekim evrendeki dengeleri etkileyen sayısız kriterden sadece gezegenlerin konumlarındaki değişim bile içiçe geçmiş dengeleri altüst etmek, karmaşaya sebep olmak için yeterli olabilecek niteliktedir. Ancak bu dengeler hiçbir zaman şaşmaz ve evrendeki mükemmel düzen de hiçbir aksaklığa uğramadan devam eder. Bu, üstün güç sahibi olan Allah'ın kusursuz yaratmasıdır.
Kalbimiz, 1 gün içinde vücudumuzdaki bütün kanın 1000 tam devir yapmasını sağlar. Durmak bilmeyen bu pompa günde 24 saat hiç durmadan çalışır. Bu pompanın vücudumuzun ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için kendi elektrik sistemini kullanarak çalışmaya başlaması ve 1 saatlik sürede orta büyüklükteki bir arabayı, yerden yaklaşık 1 m. yüksekliğe kaldırabilecek kadar enerji üretmesi gerekmektedir. İşte bu olağanüstü sistemi vesile ederek biz insanlara bir ömür boyunca yaşama imkanı veren Yüce Allah’tır.
İnsan vücudunda her detayı planlanmış ve çok hassas dengeler üzerine oturtulmuş bir sistem vardır. İlk olarak işitme organımız olan kulaktaki hassas dengeyi buna örnek olarak verebiliriz. Oysa daha fazla sesi duyabilen bir kulak bizim için bir avantaj değil, aksine sıkıntı verecek bir durum meydana getirirdi. Yine düşünelim. Duyduğumuz sesler içinde bizim için dayanılmaz olan bir ses yoktur. Bunun nedeni insan kulağındaki mükemmel işleyen yaratılıştır. İnsan vücudundaki diğer tüm organlar gibi kulak da tam gerekli olan özelliklere sahiptir. Örneğin insan kulağında 'duyum eşiği' olarak adlandırılan algı sınırları belirli bir amaca yönelik olarak ayarlanmıştır. Eğer çok hassas bir kulağa sahip olsaydık neler olurdu bir düşünelim... Bu sistem olmasaydı, hiç kuşku yok pek çok rahatsız edici sesi duymak zorunda kalırdık.

Darwinizm toplumlar için büyük tehlikedir



Bir toplumun Allah'a olan inancının kaybolması veya zayıflaması, o toplumda yaşayan insanların kendilerini tesadüfen meydana gelmiş birer canlı olarak addetmeleri, o toplum için büyük bir manevi yıkımdır. Allah'tan korkmayan bir insan için hiçbir konuda sınır yoktur. Ayrıca ölümden sonra yeniden dirileceklerini, dünyada yaptıklarına göre cennet veya cehennem ile karşılık göreceklerini inkar eden insanlar, son derece tehlikeli, güvenilmez, saldırgan, suça eğilimli, merhametsiz ve çıkarcı olabilmektedirler. İnsan sevgisinden uzak, zalim, saldırgan, bencil, ahlaki değerlere önem vermeyen nesiller yetiştiren Darwinist sistemde, çoğu ülke kendi vatandaşlarıyla büyük sorunlar yaşamaktadır. Holiganlar, neo-naziler, faşistler, komünistler, anarşistler, teröristler bu ülkeleri yaşanmaz hale getirmektedir.
Çok iyi bilinmektedir ki, tüm dünyada başta gençler arasında olmak üzere ahlaki dejenerasyonun ve suç oranlarının artmasının ardında yatan gerçek, Darwinizm'in telkinleridir. Gençlere sürekli, sözde bir hayvan türü oldukları, değersiz ve amaçsız oldukları, çatışmanın hayatın adeta bir kanunu olduğu telkin edilip, daha sonra da neden dejenere olduklarını sorgulamak samimi bir tutum değildir.
 Ahlaki dejenerasyonun önüne geçmek, Darwinist telkinlere son verilmesi ve din ahlakının anlatılmasıyla mümkündür. Zira, yaşanan pek çok örnek adli ve askeri tedbirlerin tek başına yeterli olmadığını göstermiştir. Unutulmamalıdır ki, ısırgan otlarını biçmekle ısırganlar tükenmez. Biçilen yerlerden daha gür ve çok dallı olarak gelişir. Çözüm, ısırgan otunu kökünden çıkarıp atmaktır. Darwinist telkinlerin yanlışlığı ortaya konulmadıkça, sorunlar hiçbir şekilde kalıcı çözüme kavuşmayacaktır.
Darwinizm hakkında yeterli bilgiye sahip olmayan bir insan, Darwinizm'in nasıl bir tehlike olduğunun farkına varamayabilir. Bu düşüncenin sosyal ve ahlaki olarak ne büyük felaketlere yol açtığını bilmediği için de, Darwinizm'le yapılan fikri mücadelenin ne kadar önemli olduğunu anlayamıyor olabilir. Oysa Allah'ın varlığını ve birliğini, insanların Allah’a karşı sorumlu olduğu gerçeğini reddeden Darwinist ideoloji, insanlara kör tesadüflerin eseri ve sözde bir tür hayvan oldukları telkinlerini yaparak büyük yıkımlara zemin hazırlar. Hayatı bir mücadele alanı olarak kabul eder, zayıfları ezilmeye ve yenilmeye mahkum bireyler olarak gösterirken, sadece güçlülerin ayakta kalacağı iddiasında bulunur. İşte bu nedenle Darwinizm'le ilmi mücadele çok önemli ve çok aciliyetlidir.

Bir olan Allah'a iman edenler bir an önce ittifak kurmalıdır


Bugün dünya üzerinde iki kutup bulunmaktadır. Ancak bu iki kutbun tarafları Müslümanlar ve Yahudiler / Hristiyanlar değildir. Bu iki kutbun bir tarafında, Allah'ın varlığına ve birliğine iman edenler, diğer tarafında ise inkarcılar, diğer bir deyişle bir tarafında din ahlakını savunanlar, diğer tarafında da din ahlakına karşı olan ideolojileri savunanlar yer almaktadır.
Hristiyanların ve Müslümanların ortak inanç esaslarına, ortak ibadetlere, ortak ahlaki değerlere, ortak düşmanlara sahip oldukları her üç İlahi dinin de kutsal kitaplarında anlatılmaktadır. İnançlı, samimi, vicdanlı ve sağ duyulu Hristiyanlara, Yahudilere ve Müslümanlara düşen, kötülüklere ve kötülere karşı ortak bir mücadele yürütmek, yardımlaşmak, birlik ve beraberlik içinde çalışmaktır. Bu birlik, sevgi, saygı, anlayış, uyum ve iş birliği prensipleri temel alınarak bina edilmelidir. Durumun ne kadar acil olduğu göz önünde bulundurulmalı, çekişme, tartışma ve ayrılığa yol açacak unsurlardan şiddetle kaçınılmalıdır.
Geçmişte bu dinlerin mensupları arasında çeşitli anlaşmazlıklar olmuş olabilir; bu tarihi bir gerçektir. Ancak bunlar, Hristiyanlık, Yahudilik ve İslam'ın özünden değil, devletlerin, toplulukların ve bireylerin hatalı karar ve düşüncelerinden, çoğu zaman ekonomik veya siyasi çıkar ve beklentilerinden kaynaklanmıştır. Yoksa, her üç ilahi dinin ortak amaçlarından biri, tüm insanların barış, huzur, güvenlik ve mutluluk içinde yaşamalarıdır ve buna aykırı bir çatışma üç dine göre de yanlıştır.
İngiltere’de otobüs bombalanması
Allah'a iman eden ve O'nun vahyine itaat eden insanlar olarak, gelin ortak bir "iman" kelimesinde birleşelim. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler bu şekilde ortak bir kelimede birleştiklerinde, birbirlerinin düşmanı değil dostu olduklarını anladıklarında asıl düşmanın ateizm, materyalizm ve dinsizlik olduğunu gördüklerinde ve birlikte bu fikirlere karşı ilmi bir mücadele yürütüldüğü takdirde, asırlardır süren çatışmalar, husumetler, korkular, terör eylemleri sona erecektir. İman edenlerin birlik olup tüm din-dışı ideolojilere karşı yapacakları bir fikri mücadele özlenen barış ve huzuru sağlayacaktır. Allah ayetlerinde şöyle buyurmaktadır: İnkâr edenler birbirlerinin velileridir.
Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)
11 Eylül, ikiz kuleler
11 Mart 2004, Madrid
11 Mart 2004 Madrid’de tren bombalanması
Dini ve ahlaki değerleri hedef alan güç merkezleri tüm imkanlarını biraraya getirerek büyük bir ittifak oluşturmuş durumdalar. Ancak bu ittifakı fikri anlamda yok etmek bizlerin, dindar insanların, elinde. Dinsiz ve materyalist telkinlerin olumsuz ve yıkıcı sonuçlarını birlik olarak ortadan kaldırabiliriz. Güzel ahlakın, huzurun, güvenliğin ve refahın hakim olduğu bir toplum oluşturabiliriz. Bunun tek yolu yeryüzündeki üç İlahi dinin (Müslümanlık, Yahudilik, Hristiyanlık) bu ortak amaç doğrultusunda bir araya gelmesi.
İnançlı, samimi, vicdanlı ve sağ duyulu Hristiyanlara, Yahudilere ve Müslümanlara düşen, kötülüklere ve kötülere karşı ortak bir mücadele yürütmek, yardımlaşmak, birlik ve beraberlik içinde çalışmaktır. Bu birlik, sevgi, saygı, hoşgörü, anlayış, uyum ve işbirliği prensipleri temel alınarak bina edilmelidir. Durumun ne kadar acil olduğu göz önünde bulundurulmalı; çekişme, tartışma ve ayrılığa yol açacak unsurlardan şiddetle kaçınmalıdır.

Farklı dinlere mensup inananlar neden birlik olup birleşmeli?


Hiç şüphe yok ki, dünyanın barışa, dostluğa ve kardeşliğe belki de en çok ihtiyaç duyduğu dönemlerden birini yaşıyoruz. 20. yüzyıla damgasını vuran çatışmalar ve savaşlar, yeni yüzyılda da tüm hızıyla devam ediyor, dünyanın dört bir yanındaki masum insanlar bu savaşlardan dolayı büyük maddi ve manevi kayba uğruyorlar.
Ancak bazı çevreler ısrarla dünyanın iki büyük ve köklü medeniyeti arasındaki çatışmayı körüklüyorlar. Oysa açıkça görülmektedir ki, bu kişilerin dayattığı medeniyetler çatışması tüm insanlığı büyük bir felakete götürmektedir. Böyle bir felaketin engellenmesinin en önemli yollarından biri, medeniyetler arasında diyaloğun ve iş birliğinin güçlendirilmesidir.

RADİKALİZM TEHLİKESİ, İYİLER KÖTÜLERE KARŞI BİRLEŞMELİ

Zararlı ve yıkıcı bir hareket olmasına rağmen radikalizmin taraftar toplayabilmesinin temelinde cehalet yatmaktadır. Gereği gibi bilgilendirilmeyen ya da yanlış veya tek taraflı bilgilendirilen kitleler aşırı akımların etkisi altına girebilmekte, bu akımların öne sürdüğü fikirleri muhakeme etmeden kabullenebilmektedirler.
Üç İlahi dinin mensuplarının el birliği ile yürütecekleri fikri çalışmalar, radikalizme zemin hazırlayan koşulların ortadan kaldırılmasına aracı olacaktır.
Müslümanların Kitap Ehli'ne saygı, sevgi ve anlayış ile yaklaşmaları ve onlara Kuran'ın "ortak bir kelimede birleşme" çağrısını en güzel şekilde iletmeleri gerekir. Müslümanlık ile Hristiyanlığın ve Yahudiliğin ittifakının sırrı bu çağrıdadır:
De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek bir kelimeye gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiç bir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim. (Al-i İmran Suresi, 64)
Bu çağrının amacı inançlı tüm insanları, ortak amaçlar doğrultusunda birleşmeye; ateizme, din düşmanlığına ve sosyal ve ahlaki dejenerasyona karşı birlikte mücadeleye, el ele vererek güzel ahlakı yeryüzüne yaymaya davet etmektedir. Bu çağrı samimi, vicdanlı, hoşgörülü, yardımsever, uzlaşmacı, sağduyulu, güzel ahlaklı, barış ve adalet taraftarı tüm Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlara yapılmaktadır.

Hep birlikte Yaratılış gerçeğini insanlara anlatalım


Gaflet içindeki insanların, her gün etraflarında olup biten fakat farkına varmadıkları pek çok yaratılış delilini, mükemmellikleri tüm ayrıntılarıyla onların gözleri önüne sermek, bu kişilerin gafletlerinin dağılmasında son derece etkili olur. Yıllardır herkesin görmeye alıştığı ve pek çok kimsenin üzerinde düşünmediği birçok iman hakikati vardır. İnsanın sadece kendi bedeni dahi başlı başına büyük bir yaratılış delilidir. Sahip olduğumuz gözler dünyanın en gelişmiş kameralarından daha kompleks ve üstüntür. Vücudumuzdaki her sistem, büyük bir uyum ve denge içinde çalışmakta, dev laboratuvarlarda ancak gerçekleştirilebilecek olan kimyasal işlemler, iç organlarımız tarafından çok daha mükemmel bir şekilde yapılmaktadır. Bu gaflet kültürünü ortadan kaldırmak ve yerine Allah'a şükür ve itaat temelinde kurulmuş bir kültür yerleştirmek için, Yahudi, Hristiyan ve Müslümanların elele vermesi gereklidir.
Kuran'ın pek çok ayetinde de insanlar üstte saydığımız gerçekler üzerinde düşünmeye, Allah'ın varlığını ve büyüklüğünü gösteren bu delilleri görmeye ve kavramaya davet edilmişlerdir. Bu konudaki yüzlerce ayetten birkaçı şöyledir:
Hayvanlar
Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır? Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi. Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır. Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı. Öyle ki, onun içinde geniş yollarında gezip-dolaşırsınız, diye. (Nuh Suresi, 15-20)
Tüm evren bunlar gibi sayısız detaylarla doludur. Ne var ki üstte belirttiğimiz gibi insanların çoğu günlük hayatlarında bunları düşünmezler. Bu nedenle yaratılış delillerini insanların hiç düşünmedikleri yönleri ile anlatarak yapılan bir tebliğ karşı tarafı düşünmeye sevk edecek, Allah'ın gücünü ve kudretini tanıyıp takdir etmesinde de etkili olacaktır.
Samimi iman eden her Hristiyan, her Yahudi, her Müslüman bu doğrultuda elinden gelen tüm çabayı göstermekle mükelleftir. Tek bir Allah'a iman eden, O'nun beğenisini kazanmaya çalışan, O'na tam bir teslimiyetle teslim olmuş, O'na yürekten bağlı, O'nu yücelten, temelde aynı değerleri savunan Yahudi, Hristiyan ve Müslümanların ortak hareket etmeleri en doğrusudur.