25 Haziran 2012 Pazartesi

Gelin, ortak inançları ortaya çıkaralım


Hak dinler, temelde aynı inanç ve ahlaki modeli insanlara sunmuşlardır. Hepsi, Allah'ın varlığı, birliği, insanın ve tüm varlıkların yaratılış amaçları, Allah'ın beğendiği ideal tavır ve yaşam biçiminin nasıl olması gerektiği, iyi, kötü, doğru, yanlış kavramlarının neler oldukları, sonsuz yaşam için neler yapması gerektiği gibi konularda aynı inanç esaslarına sahiptir.
Hristiyanlığın temeli olan Yeni Ahit'e, Yahudiliğin temeli olan Tevrat'a ve İslam'ın temeli olan Kuran'a baktığımızda, karşılıklı ilişkilerde en güzel söz ve davranışların tavsiye edildiğini görürüz. İnananların diğer insanlara karşı benimsemeleri gereken davranış biçimi İncil'de şöyle anlatılır:
Birbiriniz ve tüm insanlar için her zaman iyiliği amaç edinin. (Selaniklilere I. Mektup, 5/15)
Kuran'da ise Rabbimiz, pek çok ayetinde güzel ahlakın, iyiliğin, kötülüğe iyilikle karşılık vermenin önemini bildirmiş, Yahudilere ve Hristiyanlara, yani Kitap Ehli'ne karşı da, Müslümanların şefkatle yaklaşmalarını buyurmuştur.
Musevi, Hıristiyan, Müslümanlar bir arada
Kuran'da Ehl-i Kitap'ın, yani Hristiyanlar ve Yahudilerin, müşriklere (yani putperest veya dinsizlere) göre, Müslümanlara daha yakın oldukları açıkça bildirilmiştir. Ehl-i Kitap, temeli Allah'ın vahyine dayanan ahlaki kıstaslara, haram ve helal kavramlarına sahiptir. Bunun için Kitap Ehli'nden kimselerin pişirdiği bir yemek, Müslümanlar için helal kılınmıştır. Aynı şekilde Müslüman erkeklere Kitap Ehli'nden kadınlarla evlenme izni verilmiştir. Bunlar sıcak insani ilişkiler ve huzurlu bir ortak yaşam kurulmasını sağlayacak esaslardır. Kuran'da bu ılımlı ve şefkatli bakış açısı tavsiye edilirken, Müslümanların aksi bir fikirde olması düşünülemez.
Allah, Müslümanlara Kuran'da, Kitap Ehli'ne karşı güzel söz söylemelerini bildirmiştir. Kitap Ehli ile müminler arasındaki en önemli ortak yön, hiç kuşkusuz bir olan Allah'a imandır:
... Kitap Ehliyle en güzel olan bir tarzın dışında mücadele etmeyin. Ve deyin ki: "Bize ve size indirilene iman ettik; bizim İlahımız da, sizin İlahınız da birdir ve biz O'na teslim olmuşuz." (Ankebut Suresi, 46)
De ki: "Ey Kitap Ehli, bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim."… (Al-i İmran Suresi, 64)

Müslümanlar Hz. İsa (as)'a büyük bir sevgiyle bağlıdırlar



Mübarek kitabımız Kuran’ı Kerim’de Hz. İsa (as) hakkında pek çok bilgi verilmekte, Hz. İsa (as)’ın, Allah'ın, Hz. Meryem'e gönderdiği Cebrail'in müjdelemesiyle babasız olarak dünyaya geldiği, doğduktan hemen sonra insanlarla konuştuğu, Allah'ın ilhamıyla bebek yaşında mucizeler gösterdiği anlatılmaktadır. Yine Kuran’a göre Hz. İsa (as) hayatı boyunca Allah'ın örnek bir kulu ve elçisi olmuş, Tevrat'ı doğrulayan, yol gösterici ve öğüt olan İncil'i tebliğ etmiş ve insanları Allah’a samimiyetle kul olmaya davet etmiştir.
Hristiyanlık ve İslam arasındaki önemli kaynaştırıcı unsur her iki dinin mensuplarınca paylaşılan Hz. İsa (as) sevgisidir. Kuran'da, tüm peygamberlerin aynı İlahi mesajları insanlara ilettikleri, onları müjdeledikleri ve uyardıkları, aynı zamanda toplumlarına en güzel şekilde örnek oldukları anlatılır. İşte bu nedenle Müslümanlar, peygamberlerin hepsine iman ederler, onlar arasında ayırım yapmazlar.
Müslümanlar, Hz. Muhammed (sav) gibi, Hz. İsa (as)'a da iman eder, ona karşı büyük sevgi ve saygı duyarlar. İsa Peygamber, Kuran'da, "Allah'ın elçisi ve kelimesi" (Nisa Suresi, 171) olarak tanıtılır; onun insanlığa bir "ayet (alamet)" kılındığı (Enbiya Suresi, 91) bildirilir; mücadelesi, mucizeleri, hayatı hakkında çok önemli bilgiler verilir. İsa Mesih bir Kuran ayetinde şöyle övülmektedir:
Hani melekler, dediler ki: "Meryem, doğrusu Allah Kendinden bir kelimeyi sana müjdelemektedir. Onun adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir. O, dünyada ve ahirette 'seçkin, onurlu, saygındır' ve (Allah'a) yakın kılınanlardandır..." (Al-i İmran Suresi, 45)
Müslümanlar, İncil'in Allah Katından indirilmiş İlahi kitap olduğuna (sonradan insanlar tarafından tahrif edilmiştir, ancak içindeki hak hükümlerin bazıları günümüze kadar korunmuştur) inanırlar. İncil'in Hristiyanlara, Allah tarafından yol gösterici, doğruyu yanlıştan, helali haramdan ayıran vasıflarla indirildiğini bilirler. Nitekim Hz. İsa (as)'a verilen İncil'in nitelikleri bir Kuran ayetinde şöyle açıklanır:
Onların ardından yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik. (Maide Suresi, 46)
İslam medeniyeti ve Batı medeniyeti arasında bir çatışma olamaz, çünkü Batı medeniyetinin temellerini oluşturan Yahudi-Hristiyan inancı, İslam'la çatışma değil uyum ve ittifak içindedir.

Tarih Müslümanlar ile Kitap Ehli arasındaki dostluğun örnekleriyle doludur


fermanSolda 638 yılında Ortodoks Patrik Sophronios adına Hz. Ömer tarafından yayınlanmış olan ferman. Bu fermanla, kutsal topraklarda yaşayan Hristiyanların tüm haklarının garanti altına alındığı bildirilmektedir.
Tarihte, İslam idaresi altındaki Hristiyan ve Yahudilerin konumunu tarafsız bir gözle inceleyen herkes açık bir gerçekle karşılaşacaktır: Kitap Ehli, İslam idaresi altında her zaman huzur ve güvenlik içinde yaşamıştır. Hatta, kimi zaman başka idarelerin altında zulüm görerek, İslam topraklarına sığınmışlar ve aradıkları güveni Müslüman ülkelerde bulmuşlardır.
Hristiyanların diğer inançlı toplumlara kıyasla Müslümanlara özel bir dostluk içinde olacaklarına da Kuran'da dikkat çekilmiştir. Müslümanlara en yakın insanların Hristiyanlar oldukları ve bunun nedeni bir ayette şöyle ifade edilmiştir:
... Onlardan, iman edenlere sevgi bakımından en yakın olarak da: "Hristiyanlarız" diyenleri bulursun. Bu, onlardan (bir takım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (Maide Suresi, 82)
Bu ayette bildirilen yakınlığın ve sıcak ilişkilerin ilk örnekleri, Peygamberimiz  Hz. Muhammed (sav)'in zamanında yaşanmıştı. Zulüm gören bazı Müslümanlar, Hz. Muhammed (sav)'in yönlendirmesiyle, Hristiyan kral Necaşi yönetimindeki Habeşistan'a hicret ettiler; orada güvenlik ve huzur içinde yaşadılar. İslam'ın ilk yıllarında Müslümanlar ile Hristiyanlar arasında hoşgörü, barış, saygı, iş birliği, yardımlaşma, din, inanç ve ibadet özgürlüğü esaslarına dayalı iyi ilişkiler kuruldu. Yine bu dönemde evlilik, ticaret, komşuluk gibi sosyal hayatın unsurları, tüm Müslümanlar ve Hristiyanlara örnek olacak şekilde uygulandı.

Hristiyanlar ve Müslümanlar için ortak bir müjde: Hz. İsa (as)'ın gelişi


Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne yeniden gelecek olması, biz Müslümanlar için çok önemlidir. O Allah'ın bir mucizesiyle babasız olarak doğmuş, İsrailoğulları'nı doğru yola davet etmiş, onlara pek çok mucizeler göstermiş olan bir peygamberdir. Mesih'tir ve Kuran'a göre "Allah'ın Kelimesi"dir. (Nisa Suresi, 171) Onun yeniden yeryüzüne gelmesi ile birlikte ise, gerçekte aynı şekilde Allah'a inanan, aynı ahlaki değerleri paylaşan ve Kuran'a göre birbirlerine insanlar içinde "sevgice en yakın olan" (Maide Suresi, 82) Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki anlaşmazlıklar giderilecek ve dünyanın bu en büyük iki dini topluluğu birleşecektir. Yeryüzündeki diğer İlahi dinin mensupları, yani Yahudiler de Mesihleri olan Hz. İsa (as)'a iman ederek hidayet bulacaklardır. (Nisa Suresi, 159) Böylece üç İlahi din birleşecek, yeryüzünde Allah'a iman temeli üzerine kurulu tek bir din kalacaktır. Bu din, Allah'ı inkar eden felsefeleri ve putperest inançları fikren yenilgiye uğratacak, böylece dünya savaşlardan, çatışmalardan, ırkçılıktan ve etnik düşmanlıklardan, zulüm ve haksızlıklardan kurtulacak, insanlık barış, mutluluk ve huzur içinde bir "Altınçağ" yaşayacaktır.
Hz. İsa (as) temsili resim
Bu, kuşkusuz, dünya tarihinin en büyük olaylarından biridir. Üç İlahi dinin birleşeceği bu ortam, tüm Amerika kıtasının, Avrupa'nın, İslam dünyasının, Rusya'nın, İsrail'in ortak bir inançla ittifak kurması anlamına gelir ki, böylesine bir birlik tarihte hiç sağlanmamıştır. Bu birliğin dünyaya getireceği barış, huzur, istikrar, mutluluk hiçbir devirde sağlanmamış, bunun eşi ve benzeri görülmemiştir.
Dahası, Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne dönecek olması, dünya tarihinin en büyük mucizelerinden biridir. İşte, Allah'ın Kuran'da bildirdiği işaretler, Peygamberimiz (sav)'in hadisleri ve İslam alimlerinin yorumları ışığında, bizler bu kutlu dönemin çok yakın olduğuna inanıyoruz. Biz Müslümanlar olarak, Hz. İsa (as)'ın yakında gelecek olmasından dolayı büyük bir heyecan duyuyor, kendimizi ve dünyayı bu kutlu misafire hazırlamak için elimizden geleni yapıyoruz.
Hristiyanlara çağrımız ise, onların da bu konuda olabildiğince duyarlı, bilinçli ve şevkli olmalarıdır.

Hz. İsa (as)'ın gelişi Hrıstiyan dünyası için büyük bir müjdedir


Hristiyanlara, Hz. İsa (as) sevgisi, tarih boyunca güzel ahlak kazandırmıştır. Allah Kuran-ı Kerim’de Hristiyanları "insanlar içinde iman edenlere sevgi bakımından en yakın" olanlar şeklinde tarif eder ve ayetin devamında şöyle buyurur:
... Bu, onlardan (birtakım) papaz ve rahiplerin olması ve onların gerçekte büyüklük taslamamaları nedeniyledir. (Maide Suresi, 82)
Bir diğer ayette ise Hristiyanların olumlu ahlakından şöyle söz edilir:
Sonra onların izleri üzerinde elçilerimizi birbiri ardınca gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik; ona İncil'i verdik ve onu izleyenlerin kalplerinde bir şefkat ve merhamet kıldık... (Hadid Suresi, 27)
Tarih boyunca Hristiyanlar türlü zulümlere katlanmış, dünya zevklerinden ellerini çekerek çile dolu hayatları tercih etmiş, büyük fedakarlıklarda bulunmuşlardır. Tüm bunlar, samimiyetin önemli birer göstergeleridir. Ancak Hz. İsa (as)'ın dönüşünün yakın olduğu bu çağda, bu samimiyetin daha da güçlü gösterilmesi gerekir.
• Hristiyan kaynaklarına göre de Hz. İsa (as) yeryüzüne dönecektir. Yeni Ahit'te defalarca Hz. İsa (as)'ın yeryüzüne yeniden döneceği haber verilir.
• Hristiyan kaynaklarına göre de Hz. İsa (as)'ın dönüşü yakındır. Pek çok Hristiyan, ikinci gelişin çok yakın olduğu kanaatindedir. Çünkü Yehi Ahit'te ve Eski Ahit'te Mesih'in gelişi ile ilgili bildirilen alametlerin tamamına yakını gerçekleşmiştir.
• Hristiyan kaynaklarına göre de Hz. İsa (as)'ın dönüşü, tarihin en büyük olayı olacaktır. Hz. İsa (as) gibi Allah'ın üstün kıldığı kutlu bir peygamber yakında dünyaya geleceğine göre, bunun için hazırlık yapılması, bu konunun sürekli gündemde tutulması gerekir.
• Hz. İsa (as) geldiğinde tüm inananları birleştireceğinden, zaten yakında hiçbir anlamı kalmayacak olan Hristiyanlar arası ayrılıkların, tartışmaların, husumetlerin bir kenara bırakılması gerekir.
• Hz. İsa (as) geldiğinde, ona inanan tüm Hristiyanlar ve Müslümanlar ortak bir inançta birleşeceğine göre, Hristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki ön yargı ve güvensizliklerin aşılması için şimdiden çalışmak gerekir.
İncil'in en son bölümü olan "Esinlenme" kitabında şöyle yazar:
"... Dünyanın egemenliği, Rabbimiz'in ve O'nun Mesihinin oldu. Ve O sonsuzlara dek egemenlik sürecek." (Esinlenme, Bap 11,15)
Andolsun, Kitap Ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur... (Nisa Suresi, 159)
Kuran’da Hz. İsa (as) ikinci kez yeryüzüne geldiğinde tüm insanların ona iman edeceği bu ayetle bildirilir ve bu şekilde ahir zamanda imanın dünyaya hakim olacağına işaret edilmektedir.
Tüm Hristiyanların yaklaşan bu büyük müjdenin bilinci, heyecanı, aşkı, şevki içinde olması gerekir. Bu bilinci, heyecanı, aşkı ve şevki yaşayan Müslümanlar olarak Hristiyanlara sesleniyoruz:
Gelin, Hz. İsa (as)'ın yaklaşan dönüşüne el birliği ile hazırlanalım. Hz. İsa (as)'ın bize zaten en doğruyu öğreteceğini bilerek, aramızdaki inanç farklılıklarına saygı gösterelim. Onun görmek istediği gibi, dünyayı barış, kardeşlik, merhamet ve sevgi ile doldurmaya çalışalım. Ona düşman olan, Allah'ı inkar eden felsefe ve ideolojilere karşı el birliği ile fikri mücadele verelim.
Gelin, dünya tarihinin yaklaşan en büyük mucizelerinden ve müjdelerinden birini birlikte bekleyelim.

Kuran'a uyan Müslümanlar bulundukları ortamın en modern insanlarıdır


Yüce Rabbimiz Allah Kuran’da her şeyi en güzel ve en hikmetli şekilde açıklamış, Kuran ile insanlara en doğru yolu göstermiştir. Kuran’a uyan kişiler dünyanın en akılcı düşünen, her olayda en güzel kararı alan, en güzel davranışı sergileyen, dünyanın en kaliteli, en seçkin, en akıllı, en dengeli, en tutarlı insanlarıdır. Öte yandan Müslümanlar çok güzel huylu, sevecen, merhametli, kendisine ve etrafına zarar vermeyen, bilakis kendisine ve etrafına fayda sunan insanlardır.
Ancak bazı insanlar, Allah ve din karşıtı bazı medya kuruluşlarının da etkisinde kalarak Müslümanlar hakkında tamamen yanlış bir kanaat geliştirmekte, onların modernlikten ve akılcılıktan uzak olduğunu düşünmektedirler. Elbette bu kişilerin bu yanlış kanaati edinmelerinde, kendilerini Müslüman olarak lanse eden, ancak Allah’ın Kuran’da emrettiği güzel ahlaktan son derece uzak bir hayat yaşayan bazı insanların da etkisi bulunmaktadır.
Kuran'a uyan Müslümanların modernliği
Ne var ki Kuran’da emredilen güzel ahlak özelliklerini üzerinde barındıran her Müslüman yalnızca modern değil, modern üstü modern ve son derece akılcı bir insandır. Gerek görünümündeki vakur tavır gerekse davranışlarındaki asalet onu içinde yaşadığı asrın modernliğinin ve akılcılığının ilerisine taşımaktadır. Öyle ki, Hz. Muhammed (sav), günümüze gelmiş olsa, bu yüzyılın en modern insanı olduğu derhal fark edilirdi.  Hatta gelecek yüzyılların dahi en modern insanı olurdu.

Kalpler yalnızca Allah'a yönelmekle tatmin bulur


18. yüzyıldaki Aydınlanma felsefesi ve ardından gelen 19. yüzyıl materyalizmi, Avrupa toplumlarını ilahi dinlerden uzaklaştırmış, oluşan manevi boşluk ise 20. yüzyılda başta Hinduizm ve Budizm olmak üzere sahte Doğu dinlerini Batı düşünce dünyasına taşımıştır. Din ahlakının toplum üzerindeki köklü etkisini ortadan kaldırmak, materyalist dünya görüşünün benimsenmesini kolaylaştırmak ve manevi arayış içinde olan insanları "Allah inancına karşı çıkan sahte bir din" ile yanıltmak girişiminde bu batıl dinler önemli rol oynamışlardır.
Günümüzde pek çok insan huzur ve mutluluğu bu sahte dinlerde aramaktadır. Ne var ki Doğu dinleri birçok sapkın ve çarpık yöne sahip öğretileri savunmaktadır ve söz konusu dinlerin tüm uygulamaları akıl ve mantıkla çelişmektedir. Her şeyden önce bu dinler ırkçılığı, şiddeti ve vahşeti meşru gösteren öğretilere sahiptir.
Boğaz köprüsü
İnsanları Allah inancından uzaklaştıran, ilahi dinlerin insanlara tavsiye ettiği güzel ahlak anlayışını ortadan kaldırıp yerine materyalist ve batıl inanışları yerleştirmeye çalışan bu gibi akımlara karşı, Allah'a samimiyetle iman eden tüm insanların birlik olarak çok yönlü bir fikri mücadele yürütmeleri gerekmektedir. Bunun için yapılması gerekenlerden biri, ilahi dinlerin insanları davet ettiği barış, huzur, güven, adalet, eşitlik, yardımlaşma, merhamet, şefkat ve sevgi dolu dünya ile batıl dinlerindeki maddi ve manevi sapkınlığı temel alan hayat şekli arasındaki büyük uçurumu gözler önüne sermektir. Hiç unutmamak gerekir ki, Batılı toplumlarda bu çarpık dinlere sempati duyan insanların çok büyük bir bölümü öncelikle ilgi çekmeyi, farklı ve orijinal tavırlarla dikkatleri üzerlerinde toplamayı amaçlamaktadırlar. Bir yandan da mutluluğu bu dinlerde bulacakları yanılgısına kapılmaktadırlar. Allah'ın elçileri vasıtasıyla insanlara gönderdiği hak dinlerin doğru yollarından uzaklaşarak kendilerini iç karartıcı, kasvetli, korku ve sıkıntı dolu bir dünyaya, çok büyük bir yıkıma sürüklemektedirler. Açıkça bilinmelidir ki, dünya ve ahiret hayatında gerçek mutluluk ancak Allah'a gönülden iman etmek ve Allah'ın ayetlerine uymakla mümkündür.
Ateist ve materyalist çevrelerce çeşitli propaganda yöntemleriyle gündemde tutulmaya çalışılan New Age inanışları, insanları Allah inancından uzaklaştırma, din ahlakının getirdiği ahlaki güzellikleri terk etme ve Allah’ın vahyi yerine batıl işlere yöneltme hedefini taşımaktadır. Örneğin yoga, meditasyon, şifacılık, biyoenerji tedavileri, meditasyon gibi uygulamalar günümüzde görülen batıl inanışlarda çok büyük bir yer tutmaktadır. Astroloji, tarot kartları, falcılık ve medyumluk da bu kültürün önemli bir bölümünü oluşturur. Bunun yanı sıra karma, reenkarnasyon, reiki, feng shui, astral beden, kristallerin insanlar üzerinde farklı güçleri olduğuna inanma, beyaz ve kara büyü, kehanet, muska tarzı nesnelerle kötü ruhların kovulabileceğine inanma, şeytan çıkarma, telepati ve telekinezi gibi uygulamalar da sapkın New Age inanışlarından sadece bazılarıdır. Bu batıl inanışları bir kurtuluş, huzur, refah ya da başarı yolu olarak görenler çok büyük bir aldanış içindedirler.
Televizyon programlarında, gazete ve dergilerde insana hiçbir yarar sağlamayacak batıl öğretilerin reklamı yapılmakta ve bu telkinin etkisinde kalan bazı insanlar ise özenti içinde ve ne yaptıklarını dahi bilmeden aynı şeyleri uygulamaya başlamaktadırlar. Son zamanlarda kamuoyunu kaplayan Reiki modası da aynı aldatmacanın bir ürünüdür. Toplum içinde dikkat çekmek, orijinal olup ilgi toplamak isteyen kişiler bu batıl öğretinin propagandasından etkilenmektedirler. Oysa Reiki büyük bir kandırmacadır ve asla insanı kurtuluşa erdirmez. İnsanın Allah’tan başka hiçbir dostu, yardımcısı, velisi yoktur. Allah’ın dışında hiçbir gücün insana bir zarar vermesi ya da bir yarar sağlaması mümkün değildir.